1.1. ROMA’NIN DOĞUŞU ve İLK ZAMANLARI
Roma’nın en eski devirlerinden hemen hiçbir tarihi vesika bize kadar gelmemiştir. Bununla beraber, Roma’nın Cumhuriyet devrinden beri mevcut olan resmi tarihinin baş taraflarında bu hususta bir hayli malümat verilmiktedir. Anlaşılıyor ki, Romalılar çok eski devirlerden bazı hatıraları sakmlamasını bilmişlerdir. Bizim de işte, Roma’nın en eski zamanları hakkında başlıca bildiğimizi bu efsanesi tradisyon teşkil etmektedir. Bu tardisyon hakiki vakıalarla ne dereceye kadar uyduğunu anlayabilmek için ise, bunu, hiç değilse ana hatlarıyla gözden geçirmek lazımdır.
Romalılar’ın inandıkları bu efsanevi tradisyona göre Roma, anadolu’da Çanakkale boğazında, bugün Hisarlık denilen yerde harabeleri meydana çıkarılan eski Troia şehri prenslerinden Aeneas’ın ahfadı tarafından kurulmuştur. Troia şehrinin Aka’lar tarafından tahribi sırasında kaçıp kurtulan Aeneas, adamlarıyla birlikte Akdeniz’de bir müddet dolaştıktan sonra, Batı İtalya’daki Latium sahillerine çıktı. O zaman burada kral Latinus hüküm sürüyordu. Aeneas onunla anlaşarak kızı Lavinia ile evlendi. Aeneas ile birlikte Troia’dan gelmiş olan oğlu Ascanius ise daha yukarıdaki Alba şehrini kurdu. Ascanius’un ahfadı uzun zaman burada hüküm sürdüler. Bunlarda Procas öldüğü zaman Numitor ve Amulius adında iki çocuk bıraktı. Amulius büyük kardeşi Numitor’u tahttan attı ve kardeşinin kızı Rhea Silvia’yı Vesta tapınağına rahibe yaptı. Fakat alınan bu tedbire rağmen kız harp tanrısı Mars’tan ikiz oğlan çocukları doğurdu ve bunlara Romulus ve Remus adlarını koydu. Amulius bunu anlayınca çocukları bir sepet içerisinde Tiber nehrinin sularına bıraktırdı. Fakat çocuklarsahile sürüklendiler. Dişi bir kurt tarafından emzirildiler. Sonra da birçoban tarafından büyütüldüler. Delikanlı olunca Alba şehrine gidip, Amulius’u öldürdüler; Numitor’u tekrar tahta çıkardılar ve bundan, Tiber nehrinde sahile sürüklendikleri yerde bir şehir kurma müsaadesini aldılar. Fakat bu işe başladıklarında aralarında anlaşmazlık çıktı. Romulus Remus’u öldürdü ve kendi başına, Palatinus tepesinde Roma şehrini kurdu (M.Ö. 753).
Bugünkü bilgimize göre şehir üç safhada gelişmiştir. Bunlar Dağınık Köyler Roma’sı, Yedi Tepeler Roma’sı ve Etrüsk Krallar Roma’sı.
1.1.1. Dağınık Köyler Roma’sı:
Arkeolojik buluntular gösteriyor ki M.Ö. 10. Y.y’dan itibaren, yahut da bundan az sonra, civarındaki İsguiliae tepesinin katı yamacında da yeni bir köy kuruldu. Daha sonra, M.Ö. 9. Ve 8. Yüzyıllarda öteki tepelerde de bir sıra köyler meydana geldi. Bir tanesi müstesna, bütün bunlar, Latin yerleşmeleridir; o tek köyde Sabinler tarafından kurulan Ouirinalis tepesindeki iskan yeridir. Bu köy ötekilerden büyükçe idi ve halkı da, kendi kabile âdetlerine göre ölülerini gömüyordu. Bunlar mezarlarında ayrı bir yerde yapmışlardı. İşte Roma topraklarındaki bu dağınık köyler, Roma’nın inkişafında ilk merhaleyi teşkil etmişlerdir.
1.1.2. Yedi Tepeler Roma’sı:
Sekizinci yüzyıl sonunda bu köylerde bir değişme oldu. Bunların sakinleri federatif bir hayata girdiler. Yeni yedi tepeler halinde birleştiler. (Palatinus, Capitolium, Aventinus, Caelius, Esguiliae, Viminali, Quirinalis). Bu fedarasyon Roma’nın inkişafında ikinci merhaleyi teşkil eder. Roma M.Ö. 7. Yüzyıl ortasında ki Etrüsk hakimiyetine kadar böyle kalmıştır.
1.1.3. Etrüsk Krallar Roma’sı:
“ Tarih gösteriyor ki insan topluluklarının hayatı her zaman ve her yerde sert ve katı olaylarla değişmektedir. Yedi tepeler Roma’sının hayatını da böyle bir hadise değiştirmiştir. Bu olay, Etrüsk idaresi altında tarihe mal olmuştur. Gerçekten üç asırdan beri burada Latinler Etrüskleri kolladılar. Fakat nihayet bu kudrete karşı daha fazla mukavemet edemediler. Malumdur ki Etrüskler 7. Yüzyıldan itibaren genişlemeye başlamışlardı. İki veçheli olan bu genişleme esnasında Etrüskler Tiber nehrini geçerek Latiumu istila ettiler ve bir buçuk asır kadar buralarda kaldılar. Bu arada tabiatıyla Roma’yı da ele geçirdiler. Binaenaleyh tradisyonda Roma’nın son üç kralının Etrüsk menşeli olması uydurma bir şey değildir. Tarihi vakalara uymaktadır. Filhakika adları Tarquinius Priscus, Servius Tullius ve Tarquinius Superbus olan bu Etrüsk krallarının Roma’nnın bundan sonraki gelişmesinde büyük rolleri vardır” (Demircioğlu, 1993, s.43).
1.2. KRALLIK DENEMİ
“ Patrici ve Pleb diye ikiye ayrılan Roma halkının içinde yaşadığı en eski Roma devleti ise Krallık rejimi altında bulunan bir şehir devleti idi ve bunun bütün hususiyetlerini taşıyordu. Fakat bu devlette teokratik bir nizam yoktu. Çünkü burada kral (rex), tanrı veya tanrının vekili değildi. Bir bakıma Roma cemaatinin vücuda getirdiği büyük ailenin babası demek olan kral, devletin siyasi, askeri, adliye ve dini şefi, başka bir deyimle, en yüksek idare amiri, en yüksek komutanı, en yüksek hakimi ve en yüksek rahibi idi. Kralın bütün bu salahiyetleri ise onun tam hukuklu vatandaşlardan aldığı bir emretme kudretine dayanıyordu. Ancak derhal söylemek lazımdır ki, bunda örf ve adetler hukuku ile bağlı idi. Gerçekten kral burada verasetle devletin başına geçemezdi. İhtiyarlar meclisinin teklifi ile Curia meclisi tarafından seçilir ve kendisine emretme yetkisi verilirdi. Kral yapacağı işlerde de ihtiyarlar meclisine danışırdı. Öldüğü zaman ise, yenisi gelinceye kadar, her beş gün için bir geçici kral intihap olunurdu” (Demircioğlu, 1993, s.54).
“ Roma kent devletinin ilk kralı savaşçı ve teşkilatçı bir lider olan Romulus’tur. Halkı Patrici ve Pleb olarak iki sınıfa ayırmış, senatoyu kurmuş, bir ordu tüzüğü oluşturmuştur. Kenht nüfusunu artırmak için her taraftan mülteci kabul eden Romulus, komşuları Sabinler’i, aileleri ile birlikte davet ettiği bir eğlence sırasında, adamlarının Sabih kızlarını kaçırmasına göz yumunca, Sabinler ve Romalılar arasında savaş çıkmışsa da kaçırılan kızların araya girmesi sonucu yarım kalmıştır. Bundan sonra, Romalılar ile Sabinler, Romulus ve Babin kralı Tatiusun ortak yönetimi altında tek bir devlet olarak birleşmişler, bir süre sonra Tatius ölünce Romulus, bir fırtına sırasında kayboluncaya kadar devleti tek başına yönetmiştir. Kayboldumkan sonra Romalılar’ca Quirinus adı ile tanrılar katına yükseltilmiştir” (Turani, 1995, s.89).
1.2.1. Senatus:
Eski Roma devletinin iç teşkilatında kraldan sonra senatus denilen ihtiyarlar meclisini görüyoruz. Üyeleri kral tarafından gens’lerin ihtiyar başlarından ömür süresi ile seçilen bu senatus, kralın hakkında krala tavsiyelerde bulunur. Curia meclisinden geçmiş kararlar hakkında krala fikrini bildirirdi. Fakat senatus nihayet bir danışma meclisi olduğu için kararları kralı bağlamazdı. Nitekim Etrüsk krallar zamanında senatus danışma bakımından bile pek rol oynayamamış, hatta tiranlaşan son Etrüsk kralı zamanında belki de hiç toplanmamıştır. Bu kurul Cumhuriyet döneminde geniş salahiyetler kazanacak ve devletin başlıca organlarından biri olacaktır.
1.2.2. Curia:
Eski Roma’da bir de Curia birliklerine dahil tam hukuklu vatandaşların (Patrici) biraraya gelerek genel işler hakkında karar verdikleri Curia meclisi denen bir meclis vardı. Curia meclisi tam bir halk meclisi olmamasına rağmen, en eski Roma’nın biricik teşrif meclisi idi. Bu meclis vatandaşların biraraya gelip fert olarak oyunu kullandığı bir meclis değil, bir topluluklar meclisi idi.
1.2.3. Ordu:
Görünüşe göre ordu, şehirdeki üç tribustan toplanan askerlerden kurulmuştu ve tamamıyla Patricilerden terekküp ediyordu. Ordu her biri biner kişilik legio’ya ayrılmıştı. Esas sınıfı piyade teşkil ediyordu. Fakat ayrıca süvaride ilave edilmişti. Piyadelere tribunus militum, süvarilere de tiribunus ceterum denilen komutanlar komuta ediyordu. Bunların hepsinin başında başkomutan olarak kral bulunuyordu.
1.2.4. Ziraat:
Krallık devri Roma’sının hayatı esas itibariyle ziraate dayanıyordu. Görülüşe göre burada hem tarla hem de bahçe ziraati beraber yürütülmüştür. Fakat o zamanlar bilhassa koyun ve sığır yetiştirmeğe çok müsait olan bu topraklarda hayvancılıkta uzun müddet mühim rol oynamıştır.
1.2.5. Zenaat ve Ticaret:
Roma’da ilk zamanlarda daha ziyade kapalı ev iktisadiyatı olduğu anlaşılıyor. Zenaatlerden de, ilk önce el zenaatleri önem kazanmıştır. Hatta loncalar kurulmuş olduğuna dair emareler bile mevcuttur. Bunlar arasında mesela kunduracılar, dülgerler, bakırcılar, çömlekçiler, kuyumcular, flütçüler sayılabilir.
Roma ticaret bakımından da ilk zamanlarda geri kalmışa benziyor. Bu belki de uzun zaman ayni mübadele içinde kalmasından olmuştur. Gerçekten Roma ayni mübadeleden para mübadelesi içine ancak M.Ö. 5. Yüzyılda geçebilmiştir.
1.2.6. Hukuk:
“ Adalet terazisinin mukaddes bir cephesi vardı. Çünkü bu iş, tanrıların iradesine dayanıyordu. Ceza hakkındaki hükümler bakımından gene on iki levha kanunlarının maddelerindeki çok eski izler bize bazı ipuçları vermektedir. Bunlar da yanaşmasını müdafaa etmeyen efendiye, yalıncı şahitlik yapanlara, hububat çalanlara, ana baba öldürenlere verildiği görülen ağır cezalar hep eskiden kalma olacaktır” (Demircioğlu, 1993. S.61).



